Sayfalar

okuduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okuduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2013

KÜÇÜK MUCİZELER DÜKKANI * DEBBİE MACOMBER

Evde ki artık yünleri değerlendirme faaliyeti ben de hala devam ediyor, uzun zamanda bu böyle devam edeceğe benziyor zira artık yünlerin sonunu bir türlü getiremiyorum ama olsun bundan şikayetçi değilim örmek bana onca işin arasında terapi gibi  iyi geliyor...

Yeni bir battaniye örmeye başlamıştım bir kaç gün sonrada konusunu hiç bilmediğim yeni bir kitap okumaya başladım.Kitabın konusu benim örgüye olan ilgimle örtüşünce daha bir zevkle okumaya başladım...
Küçük Mucizeler Dükkanı

Kitap dört kadının hayat hikayesini konu alıyor. Lydia Hoffman, Jacquelıne Donovan, Carol Gırard ve Alıx Townsend. Bu kadınların yolu bir şekilde Lydia'nın sahip olduğu "Bir Yumak Mutluluk" adlı örgü dükkanında kesişiyor.
Hayata bakış açınızı değiştirecek ve değerlerinizin ne kadar değerli olduğunun farkında olmanızı  sağlayacak, mutlaka okunası bir kitap....
İyi okumalar dilerim.....

Read the rest of the Post >

16 Ocak 2013

İMZA : KIZIN

Çıktığı ilk hafta alıp  bir buçuk günde okuduğum bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum....
Kendinizden de bir şeyler bulabileceğiniz farklı sosyokültürel yapılardan 114 kişinin babalarına yazmış oldukları mektuplar ,duygu ve belki de yıllarca dile getiremedikleri düşüncelerin yer aldığı bu kitabı okurken eminim zaman zaman göz yaşlarınızı tutamayacaksınız....

imza kızın
Prof.Dr. Bengi Semerci'den Ferhan Şensoy'dan, Lal Denizli'den, Merve İldeniz'den, Çiçek Dilligil'den, Özge Mumucu'ya, Sevinç Erbulak'tan, Parla Şenol'a kadar bir çok değerli kişilerin babalarına yazmış oldukları mektuplar arasında beni en çok etkileyen Hanife Mutlu'nun babasına yazmış " Baba beni kızın olarak gör lütfen ! " diye başlığıyla babasına olan mektubu oldu....Bir kısmını paylaşmadan geçemeyeceğim zira tamamını  aktarmam emeği geçenlere saygısızlık olur ama mutlaka ve mutlaka bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum....

                     BABA BENİ KIZIN OLARAK GÖR LÜTFEN !

                      Hanife Mutlu
                                            Mustafa Kurşuncuoğlu'na


Babacığım sana hiç kızamıyorum. Çünkü evlendiğinde on sekiz yaşındaydın.Bir erkek adamın erkek çocuğu olur mantığının hakim olduğu toplumda hemen ben , yani kızın olmuştu.Oynadığın evcilikte beni erkek gibi görmeye ve büyütmeye çalışıyordun.
Beş yaşına kadar tek çocuktum.Erkek kardeşin doğması senin başını öyle döndürmüştü ki, beni bir kenara atıp sadece sorumluluk vermek için ilgileniyordun. Hatırlar mısın, bir gün ayakkabı almaya gitmiştik ? Ayakkabı mağazasına girdiğimizde satıcı " Kime olacak ? " diye sorduğunda " Çocuğa " diye yanıtladın. Satıcı kız ayakkabılarından örnekler göstermeye başladı. Ama sen erkek ayakkabılarına bakmaya başladın. Adam şaşırdı: " Hanım kıza olmayacak mı ? " diye sordu. Bu söz kulağıma öyle güzel gelmişti ki ondan cesaret alarak senin seçtiğin erkek ayakkabılarını " İstemem " dememle okkalı bir tokat yanağımı felç etti.Çevremde her şey fırıl fırıl dönmeye başladı. Hakim olamadım yaşlarım birbirini kovalayarak yanağımdan aşağı yarışıyorlardı.
Adam durumdaki tersliğe öyle şaşırdı ki " Neden vuruyorsun çocuğa , o kız çocuğu değil mi ? Kız ayakkabısı istiyor.Çocuğun ne suçu var ? "diye çıkışınca senin durumu yeniden değerlendirip doğruyu bulacağını düşünerek ne kadar saflık ettiğimi hemen anladım.Çünkü hemen her zaman yaptığın gibi bağırarak üste çıkmaya " Bana bunları da alan olmamıştı " diyerek elimden tutup kendi büyük adımlarınla adımlarımı eşleştirimek için sürüklercesine çekerek...................

Read the rest of the Post >

17 Kasım 2012

AYLARDAN KASIM MEVSİMLERDEN SONBAHAR

Ege'de sonbahar bir bambaşkadır.....
Severim sonbaharı ,o yazdan kalma sıcak havaların yerini serinliğin,sakinliğin alması, dökülen yaprakların tonlarıyla bezenen her şey  huzur ve rahatlık verir bana.....Bu mevsimde sakin yerlerde kitap okumak hele ki buna deniz kokusu ve dalgaların sesi eşlik ederse  en büyük zevkim bugün ise sonbaharın hafif serinliğini çamların kokusunu içime çekerek Ahmet Ümüt'in " Sultanı öldürmek "  adlı romanını keyifle okuyorum.....

Ahmet Ümit
Sultanı öldürmek



Keyifle okuyabileceğiniz bu kitabın sayfaların altını çizdiğim tadımlık kesitler paylaşmak istiyorum..

Sayfa : 95

Altın bir gerdanlığın yedi ucunda ,yedi kırmızı yakut. Küpelerinde de aynı kırmızı taşları ama daha küçükleri.... İsmi bile vardı: Çeşmi-Lal......Suskun göz...
Ya da sevgilinin ağlamaktan kan çanağına dönüşmüş gözleri....
Çeşmi-Lal.....

Sayfa : 117

Bilmem kaçıncı katın merdivenlerinin ortasına gelmişim.Fakat soluğum kesilmiş, nefes nefes kalmıştım. Babamla kayır için üniversiteye girdiğimizde nasıl da keçi gibi tırmanıyordum bu basamakları birer ikişer....
Hiç öyle olmamıştı, o zaman da eti budu yerinde bir genç irisi olduğumdan kan ter içinde kalmıştım..Ve babamın otoriter sesi kulaklarımda yankılanmıştı.
" Yüksel, yüksel ki yerin bu yer değildir/Dünyaya geliş hüner değildir."
Yükseldik işte, öğrenci girdiğimiz üniversiteye profesör olduk. Dahası var mı ? Var!Nüzhet olmak...
Sadece bu üniversiteye değil bütün üniversitelerin dik merdivenlerini dağ keçileri gibi tırım tırım tırmanmak ...
Ve o yıldızlı zirvede muhteşem yalnızlığı tatmak...Ve o zirveye ulaşmak için pek çok şeyi göze almak...

Sayfa : 129

" Sakın tekrar ile ezberi birbirine karıştırma .Ezber insanı papağan yapar, tekrar ise düşüncelerini açıklarken sırtını yaslayacağın bilgileri hafızanda tutar. "

Sayfa : 159

İkindi güneşinin hükmünü yitirmesiyle dün geceden kalan karlar yeniden katılaşmaya başlamıştı. Roma imparatorlarının gururla geçtiği, Osmanlı padişahlarının halka göründükleri, her iki medeniyetin de saraylarına uzanan bu ana yolda, yani günümüz Ordu Caddesi'nin pek de düzgün olmayan kaldırımlarında yürürken kendimi, Sadrazam Çandarlı Halil Paşa gibi hissediyordum.Tedirgin,gergin,kuşkulu.Acaba bu işin sonu nereye varacaktı ?

Sayfa : 206

Kadıköyü. Öyle derdi anneannem, biz de öyle söyleyegeldik. Çünkü bu topraklar,Kostantiniyye'nin fethinin ardından,kentin ilk kadısı olan Hızır Çelebi'ye verilmişti.O sebepten bölge olarak anılıyordu..
Şimdilerde yanlış bir tabirle Kadıköy diyorlar.

Sayfa : 241

" Bir memlekette namuslu insanlar en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memleket için kurtuluş yoktur."

Sayfa : 442

Tabibler kim verdi hana / O han içti şerbeti kana kana / ciğerin doğradı şerbet o hanın / hemin- dem zzri etti yana yana / Dedi niçün bana kıydı tabipler / Boyadılar ciğeri canı kana.

*********************************************************************************
511 sayfalık bu kitabı zevkle okudum.....

Read the rest of the Post >
Bookmark and Share
Related Posts with Thumbnails
Related Posts with Thumbnails