Sayfalar

25 Nisan 2011

OYUNCAK YATAK,ÖRGÜ BATTANİYE ve YASTIK

Bu aralar vakit buldukça ufak tefek özel hediyeler yapıyorum, bu bana iyi geliyor terapi gibi yani ....

Hediyeyi alan kişinin yüzündeki gülüş ,mutluluk beni de mutlu ediyor......
Bu oyuncak yatak,örgü battaniye ve yastık bir arkadaşımın 1yaşındaki  dünyalar tatlısı kızı için henüz oyuncağının pek farkında değil ama çok değil 3-5 ay sonra severek oynayacağından eminim.....






Gerekli malzemeler :
Yatak ve yastığ doldurmak için biraz silikon veya pamuk...
Battaniye örmek için artmış renkli yünler...
Süslemek için dantel parçaları ....
Yatak, yastık ve örgü battaniyeyi kaplamak için kumaş parçası ve tabi dikmek için iğne iplik....
 Öncelikle artak artan yünlerden battaniye örerek kaplayıp üst kısmına dantel diktim.....
Daha sonra yatak ve yastığını diktim .....
 Yatağı oyuncak beşiğinin içine göre diktim ve düzgün durması için bir kaç yerinden sabitledim....
 Yapması bu kadar kolay ve zevkli ve mutluluk verici....

Read the rest of the Post >

18 Nisan 2011

FARMERAMA

Gülme komşuna gelir başına :)
Kelimenin tam anlamıyla " gülme komşuna gelir başına " bunu yaşıyorum :)
Hemen hemen her gün görüştüğüm komşun eskisi kadar sık gelmemeye başlayınca acaba kırıldı mı diye düşünürken meğer komşum " farmera " müptelası olmuş ki kendisi bilgisayar  kullanan birisi değildir....... Sabah ilk iş olarak çiftiğinle ilgilendiğini çok zevki bir oyun olduğunu söyleyince baya bi gülmüştüm ,bununlada kalmayıp oğlumada anlatmıştım... Hadi sana da bir çiftlik açalım diyerek beni de  kayıt etti; derken ertesi sabah saat 7.00 çaydanlık ocakta ben uykulu gözlerle farmerama başında kendimi marul toplar, buğday ekerken buldum :)

Bu kadarla kalsa iyi , geçen gün işten bir kaç saat erken çıkınca komşumu aradım ...
Hadi gel yeni açılan mağazayı gezelim hazır erken işten çıkmışken dedim..
.Aldığım cevap ne oldu dersiniz....
Şimdi olmaz 12 dakika sonra kerevizleri toplıcam,domates ekcem,siparişler var onları yetiştirmem lazım daha tavukları yemlicem çok işim var çok....
Ehhhhh ne diyeyim.... Allah iyiliğini versin senin...
Şu sıralar millet harıl harıl buzluğa bezelye ayıklayıp koyarken biz de bol bol organik çiftlik sebzeleri yeriz....
Daha doğrusu organik havamızı alırız....Sonumuz hayır olsun.....

Read the rest of the Post >

16 Nisan 2011

İZMİR KİTAP FUARI


Her yıl düzenlenen İzmir Kitap Fuarı bu yıl 16. kez kapılarını bu gün 16 Nisan 2011 cumartesi saat 12.00 itibariyle düzenlenen törenle okurlara kapılarını açmıştır...

Fuar süresi 16 - 24 Nisan arasında olup 340 yayınevi, 130 kültür etkinliği ve imza günleriyle kaçırılmaması gereken güzel bir fuar....
İmza günlerinin yıldızları arasında Refik Durbaş, İlber Ortaylı, Mustafa Armağan, Murathan Mungan, Füruzan, Can Dündar, Gülten Dayıoğlu, Zeynep Oral, Oya Baydar, Yekta Kopan, Serdar Özkan, Tuğrul Keskin ve Hakan Günday gibi pek çok şair, yazar ve bilim insanı var. ONUR KONUĞU ŞAİR REFİK DURBAŞ

Fuar süresince etkinlikler,imza günleri,katılımcı listesi ve ulaşım için burayı tıklayın....

Read the rest of the Post >

12 Nisan 2011

KELİME OYUNU - 11 NİSAN 2011 VE SERAP PULAT - LEZZETLİ SOMUNLAR

Dün akşam sevgili Serap Bloomberg HT kanalında canlı olarak yayınlanan kelime oyununa katılmış ve hepimizin gururu olmuştur her ne kadar canlı olarak izleme fırsatım olmasada YouTube de izlediğim kadarıyla harika bir yarışma olmuş arkadaşımı hepimiz adına kutlar başarılarının devamını dilerim....

Read the rest of the Post >

11 Nisan 2011

BİNNAZ

 Uzun bir aradan sonra herkese merhabalar.....
Sizlere arkadaşımın sevimli ördeği Binnaz'ı tanıştırayım, ben de dün tanıştım kendisiyle :)
Binnaz henüz iki haftalık ve çok sevimli onunla oyalanırken  bir an olsun insan tüm sıkıntılarını unutuyor bambaşka bir aleme dalıyor ...




Read the rest of the Post >

26 Mart 2011

ELMALI KURABİYE

Tarife geçmeden önce elmalı kurabiyeye aroma veren olmazsa olması tarçının faydalarını aktarmak istedim....
1. Mide ve bağırsak gazlarım söktürür.
2. Hafif doku ve damar büzücü özelliği nedeniyle diyareyi kesici ve peklik vericidir.
3. İştah açıcıdır.
4. Sindirimi kolaylaştırır.
5. Mide bulantıları ve kusma refleksini bastırır.
6. Kan dolaşımını geliştirip hızlandırır.


İç malzemeler :
2 adet elma
2 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tarçın
½ su bardağı iri dövülmüş ceviz
Hamur malzemeleri :
1 aida çay bardağı sıvıyağ
125 gr margarin ( eritilmiş ve soğutulmuş )
1 aida çay bardağı yoğurt
1 yumurta
½ aida çay bardağı şeker
½ pk kabartma tozu
aldığı kadar un
Üzeri için : pudra şekeri
Yapılışı :
Öncelikle iç malzemeyi hazırlayıp soğumaya bırakıyoruz....
Bunun için kabuklarını soyduğumuz elmaları rendeleyip 2 yemek kaşığı şeker ile 10 dakika soteleyip ocağı kapatıp içine ceviz ve tarçınıda ilave ederek soğumaya bırakıyoruz...
Hamuru için tüm malzemeleri aldığı kadar un ile yumuşak bir hamur elde edip yarım saat dinlenmeye bırakıyoruz...
Dinlenen hamurumuzdan yumurta büyüklüğünde parçalar koparıp avcumuzun içinde fincan tabağı kadar açıp içine önceden hazırladığımız iç harçtan koyup kapatıyoruz....
Bu şekilde veya dilediğiniz şekilde hamuru bitinceye kadar yapıp yağlanmış tepsiye diziyoruz...
Önceden ısıtılmış orta sıcaklıktaki fırında hafif pembeleşinceye kadar fırınlıyoruz....
Kurabiyelerimiz soğuyunca üzerlerine pudra şekeri serperek servis ediyoruz.
Afiyet olsun........

Read the rest of the Post >

10 Mart 2011

CANAN TAN "İZ"

Canan Tan’ın yeni kitabı “ İz” in konusu; Kariyerinde zirveye ulaşmış olan bir avukatın intiharı ve babasının ani ölümünün ardında yatan gizi çözmek için “İZ” peşine düşen Verda’nın başına gelenler anlatılmaktadır....



VURGUN
Sevildiğini hisseden ya da sevilebilme umudunu henüz yitirmemiş insan, sağlam bir kişiliği, güçlü bir duruşu varsa hele, yaşamına asla son vermez, veremez.
Tanım bellidir…
Dünyayla arasındaki maddesel ve ruhsal tüm bağları kopmuş fanilerin –er ya da dişi, fark etmez– kişisel tercihidir intihar.
Seçilmiş bir ölüm şeklidir. Engellenmesi güç, hatta olanaksız…
Kolay değildir cana kıymak. O can, kendi canınsa eğer, daha da çatallaşır işler.
Enine boyuna ölçer tartarsın içinde bulunduğun şartları. Ortasında debelendiğin kısırdöngünün geçit verebilecek zayıf halkasını kollarsın.
Kararlısındır belki, zerrece yalpalamadan becerir, bitiriverirsin işini.
Acımasız bir can alıcı gibi.
Belki de vazgeçmeye dünden razısındır. Hayatta kalmanı sağlayacak, koparıp attığın ya da birilerinin lime lime ettiği dirim kırıntılarını toplayıp bütünlemeyi denersin umarsızca.
Keşke bir çıkar yol olabilse… Ya da kararından caydıracak birileri.
Hastadır ruhun, benliğinse ağır yaralı. Sağlıklı düşünemezsin o anda.
Sarp kayalıklarla çevrili dar bir geçitte kısılıp kalmış bedeninin her kıpırdanışında, katran karası taşların soğuk, keskin yüzlerine değip örselenmişçesine acıdan acıya savrulup durursun.
İki kapıdan hangisine uzanacağını bilemezsin. Buhranlı, hezeyanlı, dizginlenmesi güç bir kriz sürecidir yaşadığın.
Bir atlatabilsen… Yepyeni umutlarla eskisinden de sıkı tutunabilirsin yaşama.
Denizin, maviliğini yitirdiği ölüm kokan derinliklerine bile isteye dalmış, vurgun yemiş, ama mucizevi bir kurtuluş ya da kurtarılışla sağ salim yüzeye çıkmayı başarabilmiş, rekor denemesi yapan dalgıçlar gibi…
“Nerede kalmıştık?” diyebilirsin.
Yeter ki, geriye dönüp baktığında, seni yaşama bağlayacak incecik bir pamuk ipliği kalmış olsun…
*
Onu yaşama bağlayacak incecik bir pamuk ipliği, verdiği karardan caydıracak en ufacık bir umut ışığı kalmamıştı demek!
Onu… Babamı!
KAR YOLLARI KAPASA DA
17 Ocak… Doğum günü!
“Geride kalanlarım, doğum ve ölüm yıldönümlerimi aynı gün hatırlasın ve ansınlar,” düşüncesiyle özellikle bu günü seçmiş olmalı. Her zamanki gibi, inceden inceye hesaplamış her şeyi. Kim bilir ne zaman aklına koyduysa, oya gibi işlemiş yaptığı planı, olgunlaştırmış, saptadığı tarihin gelmesini beklemiş ve uygulamış. Kabul etmeliyim ki, tam da ona yaraşır yetkinlikte bir davranış.
Adnan amcam –amcalarımdan en küçük olanı– aradığında, toplantıdan yeni çıkmıştım.
“Verda…” dedi, sustu.
“Verda,” diye yineledi, titreyen, gitgide cılızlaşan sesiyle. “Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum ama… Baban…”
“Ne olmuş babama?” dedim sertçe, kötü olduğu baştan belli haberi kendimden olabildiğince uzak tutmaya çalışır gibi, boş bir gayretle.
“Baban…”
“Hayır!” diye haykırdım. “Babamın öldüğünü söyleme bana lütfen!
Daha dün konuştuk… Ankara’ya geleceğimi söyledim ona… Sevindi.”
“Maalesef ağabeyimi kaybettik Verda.”
Bir anda boşalıverdi içim. Beynim, yüreğim, damarlarımda akan kan; onlarla beraber tüm benliğim, duygularım, belleğim…
Maddesel ve ruhsal işlev ve yetilerinden arınmış, tenekeden ibaret içi boş bir robot gibi kalakaldım telefonun başında.
İsyanla yadsımaya çalıştığım gerçeğin asıl acı yüzünü açıklamayı sonraya saklamıştı amcam. Aldığım ilk darbeyi özümseyip, biraz olsun sakinleşmemi bekliyordu.
“İnanamıyorum,” diye sızlandım. “Gayet iyi geliyordu sesi. Nasıl olmuş? Kalp krizi mi?”
“Söylemesi zor ama… İntihar etmiş ağabeyim. Arabasında, başından tabancayla vurulmuş halde bulmuşlar.”
“Olmaz öyle şey!” diye bağırdım var gücümle. “Olamaz… Benim babam, intihar edecek yapıda bir insan değildir.”
“Kimin ne zaman ne yapacağını önceden bilemiyoruz kızım.”
“Bu işin altında farklı bir şeyler var amca. Şu son arazi davasında birilerinin tekerine çomak sokmuş olmasın babam… Belki de hasımlarından biri çekti tetiği.”
“Çok zayıf bir ihtimal. İlk incelemeler intiharı doğruluyor. Otopsi raporu da çıkmak üzere zaten.”
Varsayımlar üzerine yorum yapmayı gereksiz görüyordu. Kendini vurmuş, demişti birileri; hiç itirazsız, olduğu gibi kabullenmişti o da.
“Cenaze yarın kalkacak,” dedi. “Yetişirse öğlen namazına, olmazsa ikindiye. Çok kar var burada… Gelecek misin sen?”
“Ne biçim bir soru bu böyle!” diye bağırdım isyanla. “Tabii ki geleceğim. Karmış, boranmış, böyle günde lafı mı

olur?”
Evet, uzun zaman olmuştu babamla yüz yüze görüşmeyeli. Yıllar önceki büyük çatırdamanın ardından gelen kopuşla farklı yerlere savrulmuştuk ama, kimi zaman bölük pörçük, kimi zaman toparlanmış; sızılı gelgitlerle hep sürdü ilişkimiz.
Dört yıldır Ankara’ya ayak basmamıştım. Doğduğum, büyüdüğüm şehre gitmem için babamın ölmesi gerekiyormuş meğer…
Kasıtlı değildi gitmeyişim. İşlerimin yoğunluğu, Bülent, Kaan… Ve tabii ki annem! Bunca yükün altında bir tek ben vardım. Hep içimdeydi ama, gidecektim. Nereden bilebilirdim, ölümün kuytulara sinip pusu kurduğunu, hepimizden rol çalıp aceleyle, pür telaş, başrol koltuğuna kuruluvereceğini…
*
Bürodan çıkarken Bülent’i aradım.
“Babam ölmüş,” dedim, gazete haberi verir gibi, yorum yapmasına fırsat tanımayan yavan bir ifadeyle. “Akşam uçağıyla Ankara’ya gidiyorum.”
Ummadığım derecede ilgili ve sıcaktı tepkisi. Çok üzüldüğünü, istersem benimle gelebileceğini söyledi. Hayır, gerek yoktu, benim gitmem yeterliydi. (İşin aslı, sağlığında görüşmediği kayınpederinin cenazesinde ne işi vardı?)
Eve girer girmez, hazırlanmaya başlamadan, annemin numarasını çevirdim. Önemli bir dava için birkaç günlüğüne Ankara’ya gidecektim. Merak etmesindi, sık sık arayacaktım oradan. Nezaket Hanım’ı da tembihleyecektim, yokluğumu hissettirmeyecekti ona.
“Bu karda kışta ne işin var Ankaralarda?” diye çıkıştı. “Yollar kapalıymış, duymadın mı? Sabahtan beri uyarı yapıyor televizyonlar…”
“Gitmek zorundayım dedim ya.”
“Anlaşıldı, sen dönene kadar rahat yok bana…”
Bıraksam sürecek sızlanması… Kısa kesip hazırlanmaya koyuldum.
Küçük bir valiz çıkardım dolaptan. Birkaç parça giysi, içi müflonlu bir çift yedek bot, el örgüsü yün kaşkol, kalın bir hırka…
Televizyonu açtım. Haklıydı annem. Haber kanallarının tümü hava şartlarına odaklanmıştı, diğerleri de altyazı geçiyorlardı. Uçak seferlerinin gecikmeli yapıldığı, kapanmış karayolları, yolları açık tutmak için biteviye çalışan kar makineleri… Umurumda değildi. Yürüyerek gitmeyi bile göze
alacak derecede kararlıydım.
Valizimi kapatırken, ekranın altından geçen yazıya takıldı gözüm.
“Ünlü avukatın intiharı… Ayrıntılar saat başı haberlerinde.”
İşi gücü bırakıp ekranın karşısına geçtim. Az sonra, ölüm haberi mi veriyor, düğün haberi mi belli olmayan pür makyaj ve pür neşe haber sunucusunun ağzından aldım ayrıntıları.
“Ünlü avukat Vedat Ali Karacan intihar etti. Ankara Barosu’na kayıtlı avukatın cesedine Adli Tıp Kurumu morgunda otopsi yapıldı. Polisin olay yeri incelemeleri ve otopsi sonuçlarına göre avukat Vedat Ali Karacan’ın otomobilinde, kendine ait ruhsatlı tabancasını başına ateşleyerek intihar
ettiği belirlendi. Karacan son günlerde, Arslanlı ailesinin avukatlığını yaptığı Çayyolu davasıyla gündemdeydi.”
Kollarım iki yanıma düşüverdi. Kafamda ürettiğim komplo teorilerim boşa çıkmıştı. Su götürür yanı yoktu, apaçık ortadaydı işte. Ne kadar kabul etmek istemesem de, gerçeği değiştiremezdim…
Babam intihar etmişti!
İyi de, neden? Anlamlandıramadığım çözümsüzlükler dolanıyordu beynimde.
Hayatta tanıdığım en güçlü insandı babam. “Güç” deyince aklıma o gelirdi. Çocukluk günlerimin biricik kahramanıydı. Sonradan yapay yol ayrımlarıyla farklı yönlere sapıp ayrı düşsek de, yüreğimin gizli kahramanı oldu o hep. Anneme rağmen…
Çözemediğim buydu, nasıl olmuştu da o güçlü adam, ancak zayıf insanlara yakıştırdığım böylesi bir eyleme girişmiş ve canına kıyabilmişti?
Kim bilir, belki genetik olarak taşıdığı o büyük gücü olur olmaz yerde savurganca harcamış ve tüketmişti. Öyle ki, onu yaşama bağlı tutacak mecali kalmamıştı sonunda…
*
Bülent, arabanın radyosunda duyduğu müjdeyle girdi içeriye.
“Uçak seferleri iptal olmuş!”
Benim için değilse de onun yönünden müjde sayılabilirdi. Böylesine olumsuz hava şartlarında yola çıkmamdan endişe duyuyordu. Ancak, vereceğim tepkiden çekindiği için dillendirmeye cesaret edemiyordu endişesini.
Kapının yanında duran valizime bakarak, “Yarın sabahtan önce yolculuk hayal,” diyerek hafifçe gülümsedi.
“Yarın sabahın garantisi var mı?” diye diklendim. “Bu gece otobüsle gidiyorum ben!”
“Bu havada, bu şartlarda… Otobüsle!”
“Evet. Sorun çıkarma Bülent. İyilik yapmak istiyorsan, terminale bırakıver beni. Onu da yapmayacaksan, taksiyle gidebilirim. Daha iyi olur aslında, bu havada arabayı çıkarmamış olursun.”
Kararlılığım karşısında süngüsü düştü. Tamam, otobüse götürecekti beni ama, yer bulamayabilirdik. (İçinden dua ettiğine eminim!) Şartları zorlamak anlamsızdı.
Yol boyunca, benimle beraber gelebileceğini yineleyip durdu Bülent.
Kopkoyu suskunluğum, hıçkıra hıçkıra, haykırarak değil de için için, sessizce döktüğüm yaşlar, fazlaca etkilemişti galiba kocamı.
Güçlükle, milim milim ilerleyebiliyorduk. İki parmak kar yağınca kördüğüm olmasına alıştığımız İstanbul trafiği, saatlerdir hızını kesmeyen tipiyle dayanılmaz hale gelmişti. Bülent arada bir gözünü yoldan bana çevirip endişe yüklü bakışlarıyla, kasılıp kalmış yüzümü inceliyordu. İtiraf
etmeliydim ki, şefkat, koruma, kollama kokan böyle sıcacık bir ilgiyi nicedir görmemiştim kocamdan.
Neyse ki yer vardı. Bankonun arkasındaki ablak yüzlü kız, hava şartlarından dolayı peş peşe iptaller geldiğini söyledi.
“Hâlâ kararlı mısın gitmeye?” diye son bir umutla sordu Bülent, yüzünde, “Herkes iptal ederken, sen nereye koşuyorsun?” gibi bir ifadeyle.
Belliydi yanıtım ve değiştirmeye hiç niyetim yoktu. Şirket görevlisi kızın uzattığı bileti, özel ve önemli bir kutlama davetiyesiymiş gibi alıp özenle çantama yerleştirdim.
Vedalaşırken, “Dikkat et kendine bari,” dedi Bülent. “Ölüme çare yok, kaçınılmaz son. Acıyı abartma, gereğince dök gözyaşını. Kendini harap etme…”
Nedir bunun ölçüsü sevgili kocacığım?
“Yaşarken neyi paylaştınız ki, öldüğünde paralanacaksın? Boş yere hırpalanmana değmez!” demeye mi getiriyorsun? Açık konuş, “Farklı nedenlerle gerektiği sıcaklıkta paylaşımları olmayan / olamayan insanlar,
canlarından can gittiğinde kaskatı durmaya mahkûmdurlar,” gibi bir öngörün mü var?
Haklısın aslında. Yalnız sen değil, çoğu kişi bu görüşte, bu eğilimde.
Sağlığında birbirinden uzak kalmış hısımların, ani gelen ölümle beraber acılara gark olması, beklenenden çok gözyaşı dökmesi samimi bulunmaz pek. Gideceğim yerde karşılaşacağım önyargı da bu. Eminim…
Acımı grama vurup tartacak, yapılması gereken bir görev için orada bulunduğumu düşünecek, arkadan arkaya dedikodu kazanı kaynatacaklar.
“Rahmetlinin –dargın değilse de– kırgın gittiği biricik kızı!
Ağla! Gün, ağlama günüdür senin için…”
Hazırlıklıyım. İçimdeki onulmaz sızı, tüm hücrelerimi inceden inceye paralarken, yaşayabileceğim olumsuzluklara karşı garip bir şekilde güçlü kılıyor beni…

Read the rest of the Post >

ÜÇ BOYUTLU HANIM DİLENDİ BEY BEĞENDİ ÖRNEĞİNDEN İĞNELİK

Pek mi uzun bir başlık oldu ?


Evet, bence de ama başka isim bulamadım :)

Bu örneği çok seviyorum sanki çocukluğumdan kalma özel bir şey....


Neler yapmadım ki bu örnekle halende yapmaktayım... Klasik hanım dilendi bey beğendi örneğininden bir çok iğnelik yapıp hatıra olarak arkadaşlarıma hediye ettim şimdide bir fark olsun deyip üç boyutlu yaptım......
İster oyuncak, ister iğnelik olarak kullanılabilir....
Elinizdeki mevcut yünlerden 6 adet hanım dilendi bey beğendi örneğini birleştirip içine silikon doldurarak bir şırpıda yapabilirsiniz....
Kolay gelsin....

Read the rest of the Post >

3 Mart 2011

İTİRAZ DİLEKÇEMİZ HAZIR

Arkadaşlar bloglarımızın kapanmaması için Afet arkadaşımız ve Avukat Tülay Pordoğan Oral 'ın hazırladığı itiraz dileçemiz hazır herkes gelsin,alsın paylaşsın .....
Diekçe burada ....

Read the rest of the Post >

2 Mart 2011

MANDALİNCIKMAZI WORDPRESS

Arkadaşlar ben de Wordpress deyim şimdilik tabi, umarım blogspot kapatılmaz....







Kapatılırsa beni bulabileceğiz adres : http://mandalincikmazi.wordpress.com/

Read the rest of the Post >

1 Mart 2011

BLOGLARLA İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİ

Arkadaşlar sabahtan beri herkes bloguyla ilgili hakkı olarak endişeler içerisinde......
Ne olacak bloglarımız, emeklerimiz.......
Evet 16 marta wordpress bloga dönüşmesi söz konusu....
Bu konuyla ilgili arkadaşımız Afet Bilgi Teknolojileri ve iletişim kurumuna bağlı, internet bilişim hizmetlerini arayarak Osman Bey ile bizzat görüşüp konu hakkında bilgi almıştır....
Konu ile ilgili Afet arkadaşımın sayfasınada detayli bilgiyi buradan okuyabilirsiniz....

Read the rest of the Post >

BLOGUMA DOKUNMA LÜTFEN !!!!!

Yine mi bloglara göz diktiniz ???
Emeğimize ,paylaşımlarımıza,hüzünlerimize,mutluluklarımıza ,dostluklarımıza.....
BLOGLARIMIZA DOKUNMAYIN
Arkadaşlar facebookta bu konuyla ilgili GRUP kurulmuştur... Destek için lütfen üye olun....Birlik zamanıdır....

Read the rest of the Post >

28 Şubat 2011

LOKMA

Günler nasılda geçiyor 3,5 10 derken dün rahmetli annem için 40 lokması  döktürdüm....
Pek kolay olmadı alışmak çok zor yine duygularım depreşti.....

Hiç aklımdan çıkmıyor, hep dualarımda, gülleri çok seven canım anneme Allah cennetinde gül bahçeleri içinde mekan nasip etsin....

Read the rest of the Post >

23 Şubat 2011

JOGURTMOUSSE


Jogurtmousse yani yoğurtmuss tam olarak Türkçe tercüme edemedim
sanırım anlamışınızdır bir tür meyveli yoğurt....
Resim ve tarif kardeşime ait...
Daha önce resmi yayınlamıştım burada..( tarif no: 77 )







Malzemeler :

1 pk krema

2 adet yumurta sarıs ( çok taze olmalı )

60 gr pudra şekeri ( damak zevkinize göre oran arttırılabilir )

rendelenmiş portakal kabuğu (rendenin ince yeriyle 1 çay kaşığı kadar )

300 gr süzme yoğurt

1-2 portakal ( herhangi bir çeşit meyvede olabilir )

Portakal kullanacaksanız fileto olursa daha iyi olur burada.. 1. yöntem..

Yapılışı :

Krema çırpılarak bir kenarda beklemeye bırakılır..

Yoğurt, yumurta sarıları ,pudra şekeri ve rendelenmiş portakal kabukları ayrı bir kase içinde iyice karıştırılarak önceden hazırlamış olduğumuz krema yavaş yavaş yoğurtlu karışıma yedirelerek eklenir.

Fileto çıkarılmış portakallar servis edilecek kasenin içine yerleştirilerek üzerine yoğurtmuss dökülür..

Süsleyerek servis edilir...

Afiyet olsun...

Read the rest of the Post >

22 Şubat 2011

ŞEKER ( ÖRGÜ ŞEKERLER )

Bu şekerler çok şeker hemde  kalorisiz :))

Ördüğüm bu şekerleri bir şekerliğe koyup dekorasyon oluşturdum hiç bir zaman yenmiyeceği içinde şekerliğim her zaman dolu olacak...

Yapılışı :
istediğiniz renklerde çeşitli artık yünler
uygun şiş
içini doldurmak için silikon elyaf yada pamuk
dikmek için iğne
Yapılışı :
Yünlerin kalınlığına ve istediğiniz büyüklüğe göre ilmek atılır ben 20 ilmek ile başladım 6 cm genişliği 7.5 cm uzunluğunda dikdörtgen parçalar ördüm...
Kenarlarını bir parça yün ile bağladım içini doldurmak için ortasını boş bıraktım ve içini doldurduktan sonra iğne ile diktim...
Bu kadar kolay....
Kolay gelsin.........

Read the rest of the Post >
Bookmark and Share
Related Posts with Thumbnails
Related Posts with Thumbnails